Sergi

–Eva Liedtjens

“Göstermiyor ya da temsil etmiyoruz, ‘görüyorum’ eyleminin potansiyellerini üretiyoruz.” (Pelin Tan, videoccupy pratiğine dair)

77

1 Mayıs 1977, Türkiye, İstanbul, Taksim Meydanı

Zamanı geri saralım: Aynı ses tekrarlanıyor, müzik kutusu duraklıyor. Kırmızı bir bayrak denizi, afişler, “Yaşasın 1 Mayıs” pankartlarını gururla taşıyanlar. İstanbul’un merkezindeki Taksim Meydanı insanlarla dolup taşıyor. AKM’nin (Atatürk Kültür Merkezi) önünde işçiler ve öğrenciler bayraklarını dalgalandırıyorlar. Bir çatının üzerindeki gölge; siyah, beyaz, parıl parıl…Ve kalabalık birdenbire dağılıyor. İnsanlar koşuşturuyor. Panik içerisindeler. Tomalar ilerliyor. Ve şarkı baştan başlıyor.

Artıkişler, Akıl Tutulması. Video, 2012.
Artıkişler, Akıl Tutulması. Video, 2012.
Artıkişler, Akıl Tutulması. Video, 2012.
Artıkişler, Akıl Tutulması. Video, 2012.

Video kolektifi artıkişler’in video çalışması “Haunted Reason” (Akıl Tutulması) 1 Mayıs 1977’de ölenlerin anısına 2012 yılında gerçekleştirildi. 1 Mayıs kitle gösterisi kurşunlarla şiddet kullanarak sonlandırıldığında 34 kişi hayatını kaybetmişti. Artıkişler kolektifi, çağdaş görsel kültür ve sanat alanında kolektif üretim ve yayım için alan açmaya çalışıyor. Pratiklerinde Türkiye’nin yakın sosyal tarihinin mutenalaştırma, zorunlu göç ve kentsel alanda iş gibi çatışma noktalarına odaklanıyor. Kolektif sosyal hafızanın başka gruplarla işbirliği içerisinde arşivlenip paylaşılması, metotlarının ayrılmaz bir parçası.

Sosyal direnişin, işçi hareketinin ve sosyalist solun estetiği bayraklarda, pankartlarda ve afişlerde ortaya konuluyor. Direniş sonlandığında, ardında bıraktığı afişler, duvar yazıları, sloganlar veya ritimler yaşananların mevcudiyetinin korunmasını sağlıyor. Direnişin bu yaratıcı formlarının toplumsal hafızaya yerleşmesiyle birlikte canlı resimler doğuyor. Kamusal alandaki sosyal hareketlerin temsillerinin ve iletişim süreçlerinin estetik özellikleri, bu serginin çağrışımsal bir arşiv oluşturma çabasındaki bağlantı noktaları. 1977 ve 2013 seneleri burada zamansal bir parantez açıyor, yine de proje kendini bu dönemin politik sanatının kronolojik bir sunumu ve temsili olarak görmüyor. Daha ziyade, soru sorarak açık ve özeleştirel bir tavır alıyor. Sanatsal işlerin ve kültür tarihi belgelerinin seçkisi, farklı sosyal gruplaşmalara ve onların direnişlerine ışık tutuyor. Proje, hafızadakilerin canlı ve yaratıcı bir değiş-tokuşu ve analizi için bir platform sunmak istiyor.

Serginin odak noktasında sanat ve politika arasındaki heyecan verici ara bölge var.

TÜSTAV. Poster-Scan, 2015.
TÜSTAV. Poster-Scan, 2015.

İşçi sendikası DİSK’in, TÜSTAV’ın (Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı) arşivinde bulunan ve 70’li yıllara ait 1 Mayıs pankartlarından bir seçki, Türkiye’nin yakın tarihinde sol hareketin kendini temsil ederken kullandığı dili gösteriyor. Sosyal direniş ve onun protesto formlarının görsel dilinin izleri, hem grafik belgelerde hem de belgesel niteliği taşıyan anlık görüntülerde sürülüyor. Kültür tarihinin belgeleri sanatsal yankılarıyla birlikte ele alınıyor.

2003 yılında kurulan bağımsız kolektif Nar Photos[1], belgesel fotoğrafçılığın sadece sosyal sorunların resmini göstermekten fazlası olduğunu düşünen fotoğrafçıların oluşturduğu bir topluluk. Dünyayı “anlamayı ve ifade etmeyi” araç olarak kullandıkları fotoröportajlarındaki ortak çalışmanın arkasındaki motivasyon, aktif bir değişim olasılığı. Kamusal alandaki protesto ve toplanmaların belgelenmesi çalışmalarının önemli bir bileşeni.

8 Mart 2015 (Dünya Kadınlar Günü) ve 2014 Onur Yürüyüşü’nde çektikleri kareler, sokaktaki sosyal protestoların ifadelerindeki çeşitlilik ve yaratıcılığı görünür kılıyor. Ancak bu rengarenk gösteri acı gerçekliğin önüne geçemiyor. Türkiye’de kadın ve LGBTİ’lerin eşitliği halen çok tartışmalı bir konu.

Bir kez daha geçmişe bakalım: 1997’deki kanlı 1 Mayıs’ın ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, politik düşünceleri ifade etmekten duyulan korku kamusal alanı ele geçirdi. Orduya göre politik krizin suçlusu, toplumun ve sendikalar ile üniversiteler gibi toplum kuruluşlarının politikleşmesi olduğundan, tüm önlemler toplumu apolitikleştirmeye yöneldi. Erden Kosova 80’li yılların “büyük travma”sının[2] bunun öncesinde gelişmekte olan sosyalist yönelimli aydın sınıfını şoka uğrattığını söylüyor. Sol aydınların şiddetle baskı altına alınmaları, tutuklanmaları ve tehcir edilmeleri sonucunda sosyalist hareketin zayıflatılması, ironik şekilde aynı zamanda ilk çağdaş kadın hareketinin ortaya çıkmasına da yol açtı.

17 Mayıs 1987’de İstanbul’da 3000 kadın “Ayaklarımızın altında cenneti değil dünyayı istiyoruz” haykırışıyla ev içi şiddeti protesto ettiler. Atasözünde[3] ifade edildiği üzere anneliği cennet katına çıkaran Türkiye’deki değer sistemi burada alaşağı edilmek isteniyordu.[4]

Gösteriyi tetikleyen, şiddet eğilimi yüzünden kocasından ayrılmak isteyen üç çocuk annesi bir kadının boşanma davasında verilen mahkeme kararıydı. Hakim boşanma talebini reddederek kararını eski bir Türk atasözü ile haklı göstermeye çalışmıştı: „Kadının sırtını sopasız, karnını sıpasız bırakmamak gerek.“[5] – Kadınların kitlesel protestosu, 1980 askeri darbesi sonrasında izin verilen ilk büyük gösteri yürüyüşüydü ve ev içi şiddet konusunu kamusal alana taşıdı.

Sergide iki işiyle birden bulunan sanatçı CANAN, çalışmalarını feminist gelenekte üretiyor. İşlerinde sadece öznenin içinde bulunduğu büyük toplumsal sisteme eleştirel şekilde yaklaşmakla kalmayıp, aynı zamanda tam da kişisel olanı odak noktasına koyarak kamusal cephenin ardındaki çok şahsi derinliklere bakıyor. Şahsi hikayeler çalışmalarının çıkış noktasını oluşturuyor. İlkin kamusal mekan için tasarlanmış olan afiş eylemi „Nazar Değdi Dünyama”da (It was worth the evil eye into my world) olduğu gibi ev içi şiddet ve istismar konularını tartışmaya açıyor ve Türk toplumunu ayıplarını ifşa ederek provoke ediyor. 2014 tarihli işi “Femina”, feminist pozisyonunu göz alıcı bir vurguyla yorumluyor. İşi, eşitlik için ayaklanmanın halen gerekli olmasına dair trajik ve ironik bir yorum olarak okumak mümkün. Çıplak bir kadın, feminist direnişin sembolü mor renkteki bayrağını gururla taşıyor. “Şahsi olan politiktir” anlamına gelen biraz farklı bir “reklam” afişi.

CANAN, Nazar degdi dünyama. Poster, 2011.
CANAN, Nazar degdi dünyama. Poster, 2011.

Bayrak burada ayaklanma sembolü ve devrimin bir arketipi olarak öne çıkıyor. Eugene Delacroix’nin 1820 tarihli „Barikatlarda özgürlük – Özgürlük halkı yönetiyor“ resmini akla getiriyor. Tabloda yarı çıplak Marianne havaya kaldırdığı bayrakla cesetlerden oluşan barikatların üzerinden yürüyerek arkasındaki Fransız halkına liderlik ediyor. „Haydi Barikata“[6] – Kitleyi hareketlendiren, coşturan, ideolojize eden direniş.

Şener Özmen’in işi “The Flag” (2010) bununla ironik bir paralellik sergiliyor. Takım elbiseli üç adam dimdik dururken, bir başkası görünmeyen bir bayrağı havaya kaldırıyor. Başları kalkık, boyunlukları başlarını havada tutuyor. Özmen’in işi, her türlü ideolojinin dik kafalılığına absürd bir yorum getiriyor.

Direnişin çok katı gerçekliğine bu oyuncu yaklaşım, Erkan Özgen’in 2004 tarihli video çalışması “Adult Games”de de kendini gösteriyor. Bir düzine maskeli çocuk bir oyun alanına akın ediyor. Gruptan biri önce temiz mi diye havayı kontrol ediyor ve bunun ardından oyun başlıyor. Eylemcilerin polisle olan sokak savaşlarındaki kedi fare oyununu andıran absürd durum komedisinin ardında, on yıllardan bu yana baskı, etnik çatışmalar ve iç savaşın etkisi altında bulunan bir bölgenin boğucu gerçekliği yatıyor. Diyarbakırlı bir sanatçı olan Özgen, çocukların bile “yetişkin oyunları” oynadıkları Türkiye’nin Kürt güneydoğusundaki gündelik direnişe dikkat çekiyor.

Erkan Özgen, Adult Games. Video, 2004.
Erkan Özgen, Adult Games. Video, 2004.

Sokaktaki gürültülü protestonun karşısında sessiz ve yakınmayı dile getiren direniş şekilleri yer alıyor. Mesela her cumartesi günü “Plaza de Mayo” önünde barışçıl şekilde toplanarak, kaybolan yakınlarına ne olduğunun ortaya çıkarılmasını talep eden Arjantinli anneleri örnek alan Cumartesi Anneleri’nin yaslı protestosu gibi. Güneydoğu bölgesinde özellikle 90’lı yıllarda, eleştirel politik düşüncelere sahip çok sayıda kişi “ortadan kayboldu”. Bu 1980 darbesinden sonra devreye sokulan bir baskı aracıydı. Tartışmalı bir anti-terör yasası da bu suçlara destek çıktı: Şüpheliler haklarında suçlama olmasa bile günlerce dış dünyayla bağlantıları olmadan gözaltına alınabiliyordu.[7]

27 Mayıs 1995’te, kaybolan kişilerin yakınları İstanbul’daki Galatasaray Meydanı’nda ilk kez oturma eyleminde bulundular. O günden bu yana her cumartesi orada toplanarak, kaybolan yakınlarını resimleri veya eşyalarıyla hatırlatıyor ve anıyorlar. Nar Photos’un ve İHD’nin (İnsan Hakları Derneği) fotoğraflarından bir seri, bu protesto eylemini etkileyici şekilde anlatıyor.

Adnan Onur Acar / Nar Photos, Saturday Mothers‘ 500th gathering in Istanbul. Foto, 2014.
Adnan Onur Acar / Nar Photos, Saturday Mothers‘ 500th gathering in Istanbul. Foto, 2014.

Cengiz Tekin’in fotoğraf yerleştirmesi “Fotoğraf”, bu konuyu çok kişisel bir sanatsal çalışma kapsamında ele alıyor. Aynı aileye ait ve farklı onyıllardan üç fotoğraf, bir kaybın ve devletin özel olana trajik şekilde müdahale etmesinin hikayesini anlatıyor. Üç resmin her birinde aynı adam var: Atatürk’ün bir resmiyle fotoğraf çektiren asker olarak, devlet hizmetindeki genç adamı yakınlarının çemberinde resim içerisinde resim olarak, ve yine resim içinde resim olarak: Bu sefer devletin alıp da bir daha geri vermediği bir adam.

Cihangir Duyar/Ekim Ruşen Kapçak, A Journey to A Dream. Verschiedene Installationsmedien, 2013.
Cihangir Duyar/Ekim Ruşen Kapçak, A Journey to A Dream. Verschiedene Installationsmedien, 2013.

Genç fotoğrafçılar Cihangir Duyar ve Ekim Ruşen Kapçak da 2013 tarihli “Bir Rüyaya Yolculuk”ta şahsi bir yolculuğa çıkıyorlar. Fotoğraf projesi[8] , Ekim Ruşen Kapçak’ın tutuklu babası ve annesi arasında 80’lerde gerçekleşen mektuplaşmaların keşfiyle başlıyor. Proje, Kapçak’ın 1992 yılında öldürülen ve ölümü hala açıklığa kavuşturulamayan babası gazeteci Hatip Kapçak’ı merkezine alıyor. Mektuplar, insanlar, mekanlar ve fotoğraflardaki gerçekleri arıyor. Hapishanede ve dışarıdaki kayıp babayı arama ve anlama çabası, bir bölgenin acı ve direnişle yazılmış yakın tarihine daha yakından bakmayı sağlıyor.

Barış Doğrusöz, ‚Heure de Paris‘:  Index 1 - Separation. Video, 2012.
Barış Doğrusöz, ‚Heure de Paris‘: Index 1 – Separation. Video, 2012.

Barış Doğrusöz’ün “Heure de Paris” serisinden video işi “Seperation” da kişisel anıların kolektif tarihle kesişimi hakkında bir araştırma. Fransa’da büyüyen sanatçı, çalışmasında kendi şahsi sürgününü konu edinerek Fransız televizyon kanallarının arşiv materyali ve found footage aracılığıyla Türkiye’nin yakın tarihi ile yakınlaşıyor. Yolculuğu 1978’de, sanatçının doğum yılında başlıyor. Bu yol filmi, geçmişi şimdiki zaman ile birleştirmeye çabalarken, karşısına bu esnada baskı ve direnişin resimleri çıkıyor.

Hüseyin Karabey, Hiç bir karanlık unutturmaz.  Video, 2011.
Hüseyin Karabey, Hiç bir karanlık unutturmaz.
Video, 2011.

19 Ocak 2007 Türkiye’nin yakın tarihinde kara bir gün. Mesleki ve şahsi yaşamında sivil toplum, demokrasi ve insan haklarının yanında Türkiye ve Ermenistan’ın yakınlaşması için de mücadele veren Ermeni gazeteci Hrant Dink, sokak ortasında vuruldu. Her yıl 19 Ocak’ta binlerce kişi onu anmak ve ifade özgürlüğüne sahip çıkmak için İstanbul’da Agos gazetesinin binası önünde toplanıyor. Direnişin rengi siyah. Sinemacı Hüseyin Karabey, 2011 tarihli video çalışması „Hiç bir karanlık unutturmaz“ ile Hrant Dink’i anıyor. Dink’in hanımı, eşinin cenaze töreninde öfkeli bir kalabalığa konuşuyor. Animasyon film, Türk tarihi adına büyük önem taşıyan bu konuşmayı toplumsal hafızaya geri taşıyor. Siyah-beyaz animasyon görüntüler, Rakel Dink’in kocasına yazdığı dokunaklı veda mektubunu okuyan sesine eşlik ediyor.

2015 yılı Ermeni’lerin Anadolu’dan sürülmesinin ve soykırımın 100. yıldönümü. İstanbul’da bir kültür merkezi olan DEPO’da, bu vesileyle sanatçı Nalan Yırtmaç’ın katıldığı „Nereye Gideceğimizi Bilmeden… / Without knowing where we are headed… “ sergisi gerçekleşti. Soykırımın başlangıcı sayılan 24 Nisan 1915 yılında Ermeni muhalefetinden çok sayıda lider, çok sayıda gazeteci ve yazar İstanbul’da tutuklandı, sürgüne gönderildi ve öldürüldü. Nalan Yırtmaç Berlin’de, öldürülen Ermeni aydınların portrelerinden bir seçki sunuyor. Sanatçı, “tehcir edilen Ermeniler”e bir yüz kazandıran portreleri, o dönemden kalan fotoğraflara başvurarak[9] kendi resim dilinde sergiliyor.

Bir altkültür hareketi olan Post-Punk çevresinden gelen sanatçı ve aktivist, sokak sanatının basit malzeme ve teknikleriyle çalışıyor. Sanatsal işlerinde kentsel gündelik yaşam gerçeğini ironiyle eleştirerek hızlı kentsel büyümenin kaybedenlerini ön plana çıkarıyor.

Berat Işık, Oasis. Video, 2014.
Berat Işık, Oasis. Video, 2014.

Video sanatçısı Berat Işık, belgesel video işi “Oasis”de (20 dakika, 2014) Türkiye’de kentsel gelişim projeleri ve mutenalaştırmaya dair problemleri ele alıyor. Güneydoğulu yaşlı adam ve bahçesinin hikayesinde tehcir, baskı ve kapitalist yapıların trajik bir şekilde bir araya gelişine şahit oluyoruz.

13

İstanbul’da işgal edilen bir parkın zor kullanarak tahliye edilmesi, Türkiye’deki en büyük direniş hareketlerinden birinin tetikleyicisi oldu. Gezi Parkı geçici bir otonom bölge olarak dayanışma ve yaratıcı direnişin sembolü haline geldi ve hala da öyle. Kampta çok kısa zamanda kolektif bir çalışma içerisinde, birliğin sorunsuz şekilde işlemesini sağlayacak geçici yapılar oluşturuldu; topluluk mutfağı, açık bir hastane, geçici bir, mescit, bir kitaplık ve çok daha fazlası. Architecture for all (Herkes için Mimarlık) kolektifi bu spontane mimarlık formlarını çizime döktü. Yaratıcı mekansal direniş, mimara ihtiyacı olmayan performatif mimaride ifadesini buldu. Kolektifin #occupygezi architecture inisiyatifi, mimarlığın yeniden tanımlanmasını talep etti. Direnişin bir diğer mimari yapısı da barikattı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fotoğrafçılık Bölümü’nün fotoğraf çalışması, bunu büyük formatta gösterirken sembolik bir anlam taşıyor. Ortak üretilmiş bir siper olarak barikat, uğruna mücadele verilen serbest bölgeyi koruyor.

Parkın boşaltılmasının ardından sosyal direniş, diğer ilçelerin çeşitli parklarında düzenli olarak gerçekleşen forumlara taşındı. Yeni bir toplumsal yapı ihtimali hakkındaki tartışmalar ve birlikte fikir üretme öncelik kazandı. Özellikle de bilgiye erişim ve bilgiyi paylaşırkenki dayanışma ve kolektif yaklaşım, hareketin önemli bir unsuru. Bilgi üretiminin aktivizme dönüştüğü bu pratik göz önüne alınarak, serginin bir kısmı arşiv ve çalışma odası olarak tasarlandı. Sencer Vardarman’ın Gezi hareketinin internetteki estetik kodlamalarıyla ilgili dijital ve sanatsal bir arşiv çalışması, bak.ma inisiyatifinin aktivist bir video arşivi ve Türkiye’deki politik ve ekonomik aktörlerin rizom benzeri yapılarını gösteren bir internet platformu (Mülksüzleştirme Ağları[10] / Network of Dispossession) ziyaretçileri araştırma yapmaya davet ediyor.

Türkiye Araştırma Enstitüsü’nden (RIT)[11] akademisyenler ve o zamanki aktivistlerin bir projesi olan Devrimci Yol[12] hareketi ile ilgili bir online arşiv, Türkiye’deki bu sol gruplaşmanın aktivist çalışması hakkında bilgi veriyor. 1977 yılında kurulan Devrimci Yol, radikal solcu bir gruplaşma olarak Türkiye’de yasaklandı ve takip edildi. Posterler, bilgilendirme broşürleri ve “telgraflar” o zamanın solcularının politik bilincini yansıtıyor. Bunun yanısıra Türkiye’deki direnişin Almanya’da da nasıl yerini bulduğunu aydınlatıyorlar. Arşiv çalışması, hafızadakilerin değiş-tokuş aracılığıyla bir araya gelmesi ve canlı tutulması amacını güden canlı bir proje niteliği taşıyor.

Projenin süreçselliği sanatçı Murat Akagündüz’ün eserinde de belirginlik kazanıyor. Sanatçı grubu Hafriyat’ın kurucularından olan Akagündüz, tuval üzerinde büyük formatlı bir resim sergiliyor. Bu iş, Berlin’de kaldığı dönemde ortaya çıkmış. Cem Dinlenmiş’in karikatürleri izleyiciye sergi boyunca eşlik ediyor. Güncel olaylar hakkındaki ironik ve iğneleyici yorumları, Türkiye’nin yakın tarihine dair anlamlı belgeler olmalarının yanı sıra ifade özgürlüğüne dair bir metafor.

Burada anlattığımız sergi projesi, aktivist bir yaklaşıma sahip sanatsal-bilimsel bir araştırma süreci. Doğrusal bir tarih anlayışı ve onun temsili yerine, 70’lerden günümüze meydana gelen kırılmalar, olaylar, bağlantılar, beklenmedik yenilikler ve bunların yanı sıra oluşturdukları sanatsal ve politik-estetik kodlamalar ön plana çıkarılıp tartışmaya açılıyor. Çalışma grubunun kolektif yaklaşımı, bilgi üretiminin daha yeni pratiklerine dayanarak inşa halinde bir arşiv ve yöntem olma amacını taşıyor. Proje katılımcı şekilde ve süreç içerisinde organize edildi. Katılan kolektifler, sanatçılar, bilim , aktivistler ve kamuoyunun katkıları ve farklı fikirleri sayesinde ayakta duruyor. Ziyaretçiler projeyi aktif şekilde şekillendirmeye davet ediliyor. Bu, politik hareketleri sadece çoğaltmanın ve temsil etmenin ötesine geçip bizzat politik olmaya yönelik bir çaba.

Son olarak bir video çalışmasından söz etmek gerek: Demet Taşpınar’ın 2008 tarihli işi, çok fazla kişiyi etkileyen ve bilinmeyeni çözme çabasına girişen bir soru soruyor: „Nereye? “. Küçük bir penguen kaybolmuş, yönünü yitirmiş ve anlam arayan bir şekilde ıssız bir buz çölünde yalpalayarak ilerliyor….[13]

…ve bu daha başlangıç…

Almanca’dan çeviren: Seda Niğbolu

[1] http://www.narphotos.net

[2] Kortun, Vasif; Kosova, Erden: Szene Türkei: Abseits, aber Tor! Jahresring 51. Köln. 2004. S. 91.

[3] „Cennet annelerin ayakları altındadır.“ “Kutsal” anne rolüne atıfta bulunan Türk atasözü. Feminist söylem, bu atasözünü kadının anne rolüne indirgenmesini eleştirmek amacıyla ele alıyor.

[4] Beral Madra 2009’da Berlin’de gerçekleşen„Istanbul Next Wave“ sergisi kapsamında bir grup Türk kadın sanatçıyı bu başlık altında bir araya getirdi.

Bkz.:Madra, Beral: Boden unter meinen Füßen, nicht den Himmel. Eine Erkundigung über einige der langen und abenteuerlichen Wege, die türkische Künstlerinnen im 20. Jahrhundert gegangen sind. In: Ausst.-Kat.: Istanbul next wave. Zeitgenössische Kunst aus Istanbul ; Gleichzeitigkeit – Parallelen – Gegensätze. Hrsg. v. Akademie der Künste Berlin, 1. Baskı Göttingen: Steidl [u. a.], 2009, S. 92–102.

[5] Yeşilyurt Gündüz’den alıntı, 2004, S. 120, Yeşilyurt Gündüz, Zuhal: The Women´s Movement in Turkey: From Tanzimat towards European Union Membership. In: Perceptions, Autumn 2004, S. 115-134. Online metin için: http://www.sam.gov.tr/volume9c.php (letzter Zugriff: 16.03.2011).

[6] Bandista grubunun şarkı sözü

[7] http://www.amnesty.de/umleitung/1996/deu05/045

[8] Bu çalışma Anadolu Kültür / DSM’in BAK projeleri kapsamında gerçekleştirildi. http://anadolukultur.org/en/areas-of-work/projects/bak-revealing-the-city-through-memory-2013/78

[9] http://www.depoistanbul.net/en/activites_detail.asp?ac=125

[10] http://mulksuzlestirme.org

[11] www.riturkey.org/tr/ Research Institute Turkey, genç akademisyenler, sanatçılar ve aktivistlerden oluşan ve merkezi New York’ta olan bir araştırma kooperatifi. 2013 yılında Gezi protestolarının ardından kuruldu.

[12] www.devrimciyolarsivi.org

[13] Penguen, zamanının ötesinde de olsa, bu serginin bağlamında ayrıca Gezi protesto hareketinin görsel ikonlarından birine ironik bir göndermede bulunuyor. Protestolar başladığında devlet televizyonu olayları canlı olarak aktarmak yerine, penguenlerin hayatı üzerine bir belgesel yayınladı. Penguen, böylece sansürün sarkastik bir sembolü haline geldi